evin ıssız hali

Kör karanlıkta, sokakta yürürken önünden geçtiğin apartmanın ışığının yanması gibi, aniden. Aniden bastıran sağanak gibi , fark edemeden. Kimileri öpünce her şeyi geçirirdi, kimileri daha çok acıtırdı, o hep daha çok acıtanlardandı.

Çan sesiyle piyano seslerinin karıştığı, yetmeyip rüzgarı karşıladığı, etrafta eski, güzel görünen binaların olduğu kentlerden birinde buldum kendimi, sarı-turuncu yaprakları çiğneyerek dolaştım sokaklarda. Soğuktu. Bazı geceler uyanıp bir şeyler aradım, yastığımda birini mi arıyordum, tenimde ellerini mi arıyordum, neyi bulmayı umuyordum, bilmiyorum. Elimin boşa uzanacağını bilerek aranıyordum belki. Hiç bir ağrı kesicinin geçiremediği bir ağrıydı sanki ya da sokağın karşısındaki kocaman ağaçtı, dokunmak isteyip bir türlü uzanamadığım.

Boğucu, ağır havaya karşı şarap içerken aniden gök kuşağı çıkıyordu, gökyüzü bunu bana bir yeni başlangıç fırsatı olarak sunuyordu, bense bu görüntüyü onunla paylaşmak için can atıyordum. Şemsiye kullanmayı hala beceremeyen bir kız çocuğu olarak büyümeye devam ediyordum.

Sonra ertesi gün şöyle düşündüm; bir şeyi son kez yaşıyorsanız, biliyorsanız o anın son olduğunu, çok iyi kaydetmelisiniz her şeyi zihninize. Gecenin gündüzünü iyi hatırlamalısınız mesela, dudaklardan çıkan her kelimeyi, kokuyu, odadaki gölgeleri, dışarıdan gelen sarhoş seslerini, gülüşleri hatta. Ama belki en çok gülüşler acıtacaktır daha sonra. Bazen hiç umulmadık bir yerde birden tıkanacaktır boğazınıza. Her boş kaldığınızda cevapsız kalan sorularınız dönüp duracak aklınızda çoğu “neden”le başlayan, ama şarap gibi gittikçe güzelleşecek günler aslında, fark etmeyeceksiniz.

O şarap içmeyi severdi, aklıma gelmişken. Rakı da içerdik birlikte. Sonra ben farklı evlerde, aynı soğuk duvarlara sırtımı yaslamış buldum kendimi bazı geceler, tanımadığım yataklarda dönüp durdum. Herkes aynı şeyi söylüyordu, anlaşmış gibi, herkes; “ne bekledin ki?”

Bir insan dokunurken o kadar sıcak olup, konuşurken nasıl o kadar soğuk olabilirdi, anlayamıyordum. Hiç bir zaman anlayamayacağım bir çok şey gibi.

Şimdi masanın üzerinde izmarit dolu kül tablası, Birhan Keskin, kurumuş çiçekler küçük bir şişenin içinde, yapmam gereken şeylerin yazdığı bir kağıt, dört saksı çiçek pencerenin pervazında, boş bir kupa, biraz da hayal kırıklığı birikmiş kenarda. Aynı yerdeyim aylar sonra. Yer değiştirmem sıfır ama çok yol almışım.

Bak Birhan Keskin ne diyor;

Sen evden de benden de gidersin bazen,

Yol seni bekler, yola koyulursun üşenmeden.

Susar derinden ev, ıssız halidir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s