kürkçü dükkanıma geri dönüyorum

Okurken dinlemeniz tavsiye edilir.

Bugünkü gibi sisli değildi hava, ama soğuktu. Ne giyeceğimi seçememiştim saatlerce, rujumun rengine karar vermek bir saate yakın sürmüştü. Sen bir tişört geçirmiştin üzerine, bir pantolon giymiştin altına. Saçlarını karıştırmışsındır belki aynanın karşısında, çantanı alıp çıkmışsındır.

Görüşmediğimiz zamanlarda neler yaptığımızdan bahsetmiştik birbirimize. Ben pek konuşmuyordum, senin hayatın daha doluydu bana göre. Yanımızdaki masalarda insanlar oturuyor, bir grup gidiyor yenileri geliyordu. Farketmiyordum.

Bana uzun uzun Sait Faik’ten bahsetmiştin kahvelerimiz soğurken (biralarımız mı ısınıyordu yoksa?). Onun gibi yazmak istiyordun, biliyordum. Güzel de yazıyordun, belki de bana güzel geliyordu senin elinden çıkan her şey. Bilemem şimdi. Sadece aşık bir kız çocuğuydum. Sonra yanımızdaki Sait Faik kitabından bir hikaye açtık, sen okumaya başladın Mahalle Kahvesi’nden;

“Sarhoşum. Anasını satarım dünyanın. Düşmanlarımın hepsini bir meteliğe.. Dostlarımın -olmayan dostlarımın şu dünya yüzünde- hepsine şaraplar, biralar ikram etmeliyim. Sevgilim sen, sen de mi şu havayı kokluyorsun? Bu saatte sağına dönüp sen de, insan suretinde bir hayvan gibi homurdanmışsındır belki. Ama ah! Yatağın sıcacıktır. Yatağın ne güzel kokuyordur senden! Na bak! Aya bak! Kış gecesinin mübarek ayına bak! Hem yürüyorum, hem sanki düşünüyorum.”

Yanından ayrıldığım her zaman, bir balığın karaya vurduğunda hissettiği ölüm korkusunu hissediyordum. Eve koşarak gelip bana söylediğin yazıları okuyarak, şarkıları dinleyerek kendimi büyütüyordum, sanki sana yetişmeye çalışıyordum. Hani bir kağıdın arkasına yazmıştın, titreyen ellerin ve çirkin yazınla;

“le vent nous portera”

Sana şiirler yazıp, sana okutuyordum. İkimiz de biliyorduk, ait olmayı sevmeyen birini seviyordum. Bir gün bitecekti, yaşadığımız şey, her ne idiyse. Hemcinslerinin bana yaşattığı hayal kırıklıklarından sonra kurulan rakı sofralarında düşecektin aklıma. Arada bir Beşiktaş’ta karşılaşacaktık, birbirimizin yanından geçecektik ama seslenmeyecekti bir diğerimiz ötekine. Bazen Kadıköy’de bira tokuşturacaktık arkadaşlarımızla, birimiz diğerinin bir alt sokağında.

Gittiğinden beri bazı geceler oturup deniz kabukları çiziyorum. İçine seninle yaşayamadıklarımızı dolduruyorum, dudaklarının unuttuğum sıcaklığını koyuyorum, şarkı fısıldıyorum. Attığım kabuklar kumla buluşuyor mu derinlerde, bilmiyorum, ama ben ne zaman batmak istesem, senin denizinde yüzeye çıkıyorum.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s