günlerden yaz yağmurlu olanı

Yağmurlu havalarda yürümeyi daha çok seviyorum diğer havalara göre, kimse olmuyor etrafta, hem dinleniyor yürürken hem düşünüyor insan. Bütün işlerin, teslimlerin, kavgaların, her şeyin bittiği zamanla kesişiyor, huzur damlıyor kaldırımlara, ayaklarım kayıyor ara sıra, müzikler ağırlaşıyor.

Kaybettiğim fırsatlar üzerine düşündüm bugün yürürken, bir de kazandıklarım. Bilinçli olarak kaçırdığımız fırsatları ve kaçırdığımızı farkında olmadıklarımızı. Farklı çevreler yüzünden kesişip de rayına oturtamadığımız arkadaşlıkları, nasılsa olmaz diye başvuru bile yapmadığımız işleri, cesaret bulup da elimizi taşın altına sokamadığımız, hep içimizde tuttuğumuz sevgilerimizi düşündüm. Sonra tesadüfen piyangoyu tutturan adamın sevinci geldi gözümün önüne, hiç beklemediği yerden destek alıp okuyan bir gencin hayatının nasıl değiştiği bir de. Kaçırdığımız fırsatların ve tesadüflerin hayatımızı ne kadar değişik yönlere soktuğunu ve bizim bunlara ne kadar etkimiz olduğunu düşündüm.

Peki ya daha önce kaçırdığımız fırsatlar için “artık geçti” diye düşünüp susmaya devam ettiğimizde ikinci kez kaybediyorsak? Bir şeyin gerçekten bittiğinden ya da başladığından nasıl emin olabiliyoruz? Emin olmak ne demek? İnsanlar gerçekten her şeyden bu kadar eminler mi yoksa rol mü yapıyorlar? Kimin gerçekten nasıl hissettiğine inanmak ne zaman bu kadar zor oldu, sormak, tesadüflere inanmak, neyin fırsatımız olduğuna inanmak. Hiç emin olabilecek miyiz? Olamayacağız, emin olduğum tek şey bu. Denemediğimiz sürece.

Ben şimdi seneler önceki gibi alışık olduğum başka bir deniz kıyısında, tadını sevmediğim ama sarısının, gökyüzünün grisine iyi gittiğine inandığım için ısrarla içmekten vazgeçemediğim çayımla, etrafımda sürekli konuşan, gülen, kızan ve beni asla anlamayacağını bildiğim insanlarla oturuyorum. Ama ne ben, ne hislerim, ne hayatım ne de düşüncelerim seneler önceki gibi. Hayatımda hiç değişmeyen tek şey havanın yağmurlu olduğu ve yoğun geçen günlerin bitişinin ardından eve dönemeyip kendimi alışık olduğum en yakındaki deniz kenarında bulmam. İnsan arkadaşlarını özler gibi kendini de özleyebiliyor bazen. Ne yaptım diye soruyorum, neler yapıyorum, neler planlıyorum, neleri özlüyorum. Sonra arka sokaktan varlığını bile bilmediğim kilisenin çanları çalıyor, o zaman anlıyorum epey vakit geçirdiğimi. Biraz sakince yürüyüp, kendime fon müziği açıp kulaklarımda, bazen gülümseyerek, bazen gözlerim dolarak ama hep yorgun, her geçen gün daha yorgun yürüyorum.

Her şey bittikten sonra kendimi direk yatağa atmaktansa  önce bir yerde kahve içmek, düşmek üzere olan yağmur damlalarını, çocuklarıyla denizin önünde fotoğraf çeken, mutlu da görünen aileleri, yeni flörtleşmeye başladığı her hallerinden belli olan çiftleri, garsonun tentede biriken yağmur sularını boşaltmasını izlemek, sonra mahalle lokantalarının birinde sessizce oturup, sokağı gören en arka masada yemek yemek, varlığını bile bilmediğin saatçide saatini tamir ettirmek, sonunda üzerimdeki bütün yüklerden kurtulup yorganın altına girmek en dinlendirici olanı galiba. Galiba yaşlanıyorum, büyümek bu olmamalı.

Yol ayrımına geldiğim her fırsat karşısında bütün seçenekleri aynı anda deneyip yaşamayı çok isterdim.

Günlerden yaz yağmurlu olanı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s