Yolculuklar ve bir şeyler üzerine

unnamed

Nerede kalmıştık? Yolculuklar. Arkaya bakmadan yürünen her gidiş bir vazgeçiştir aslında. Yok yok, bunu söylemeyecektim. Bunu artık hepimiz biliyoruz.

Ben küçükken bazı yazlar babam izin alamazdı, ya da annemle aynı tarihlere alamazlardı, bilemiyorum şimdi tam nedenini. Annemle çıkardık bazı yolculuklara. Otobüse binerdik, aşağıdan otobüstekilere el sallayanlardan biri babam olurdu, ben suratımdaki gülümseme gittikçe kaybolarak ona el sallardım, sonra da onu geride bıraktığımız için sessizce ağlamaya başlardım. Annem ayaklarımı kucağına, başımı diğer koltuğa koyup beni uyutana kadar ağlardım, hiç bir şey demez silerdi gözyaşlarımı. Sonra ben çoğu yolculukta ağlamaya başladım yine kimseye belli etmemeye çalışarak, sonra kendi yaşlarımı nasıl sileceğimi öğrendim. Ama anlatmak istediğim bu da değildi, öyle dağınık ki yine, her şey, kelimeler bile toparlanmıyor, kahvenin bile tadı değişti sanki.

Her çıkılan yolculukta, her geri dönüşte, geride her birini bırakışımda içimden bir şeyleri de bırakır oldum ayrıldığım yere. Her kaldırım taşının arasına, yürüdüğüm her yola, girdiğim her bakkala derimden bir şeyler koparıp anılar sıkıştırdım sanki. Birer parça onlara bıraktım, birer parça kendim aldım, ikimiz de unutmayalım ve bir araya geldikçe birleştirebilelim diye. Iki metrelik ağaçlar, apartmanın dördüncü katındaki pencerelere erişir oldu, ben tek başıma yolculuklar yapmaya başladım. Bazı gidişlerde el sallayan olmazdı otobüsün içindeki bana, vedalaşan başka insanları izlerdim. Bazen gülümserdim, bazen bir an önce uyumaya çalışırdım. Dönüşlerde kimi bırakıyorsam arkamda, bir iki yaş da bıraktım ayrıldığım yerin topraklarına, yaşlarla beraber kendimden bir kaç parça da. Bazıları otobüs gözden kaybolana kadar bekledi, ki bunlar ailem oldu çoğu zaman. Bazen en çok kalsın istediklerim arkasına bakmadan gitti, beni de en çok arkasına bakmadan gidenler incitti.

Uzun, kısa her yolculukta yeni insanlar tanıdım, önceden tanıdığım insanları da yeniden tanıdım. Zaten karşımızdaki insanla her konuşmamızda yeniden keşfetmiyor muyuz onunla ilgili bir şeyleri? Bence öyle. Bir daha asla görmeyeceğim insanlarla kahve içtik, tekrar görüşecekmişiz gibi vedalaştık, birbirimizi bir daha görmeyeceğimizi, sesimizi bile duymayacağımızı bilerek.

Bazı yolculuklardan geriye kozalaklarla döndüm, bazılarından kitap arasında saklanmış yapraklarla, meşe palamutlarıyla bazılarından, bazense şarkılarla.

Bazense yolculuğun nereye olduğundan çok yolculuğun kendisi önemli oldu.

Çünkü son yıllarda önemli olan gitmek oldu, mümkün olan en uzağa, nereye kaçabiliyorsam. Kaçtığım yerlerden de başka yerlere kaçmaya çalışır oldum. Gidip su pırıltılarının balkon tavanlarında nasıl dans ettiğini izledim ben de, Daphne’nin kaçıp defne ağacına dönüştüğü yerlerde ben de bir şeylerden kaçmaya çalıştım, güneşin batıya gidişini izleyerek uyuyakaldım sonunda.

Gece yolculuklarını sevdiğimi duyunca şaşırıyor bazen insanlar, oysa anlamıyorlar. Yolculuk en iyi dinlenme, toparlanma şekli bence. Hayat duruyormuş, ama bir yandan da devam ediyormuş ve bir sorumluluğum yokmuş gibi yolculuk süresince. Kafamdakileri döküp tek tek, toparlayabildiğim, bazılarını yol çizgilerine katık edip kendi yoluma devam edebildiğim bir süreç, gece yolculukları. Kimse yokmuş, ama herkes yanındaymış gibi.


Bu yazı yazılırken dinlenen şarkılardan bazıları;

Asaf Avidan | Love it or Leave it
Imagine Dragons |Blank Space&Stand By Me
James Bay | Let It Go
Arctic Monkeys | Baby I’m Yours
Mor ve Ötesi | Araf
Marc Broussard&Lisa Lois | Another Day
MFÖ | Bu Sabah Yağmur Var İstanbul’da
Birsen Tezer | Seher Vakti
Damien Rice | 9 Crimes

En çok bu;

Sofia Karlberg| Crazy In Love

Reklamlar