Döngüler

“Adem’le Havva bir gün birbirlerine girmişler, o günden beridir düzelememiş kadın erkek ilişkileri, hep kavga, hep hüsran.” diye anlatıyor siyah yelekli, kahverengi kasketli amca arkadaşına, biraz da yüksek bir sesle, başkalarının da duyabileceği şekilde, otobüsün kapısında ilk durakta inmeye hazır gibi hem bekliyor, hem anlatıyor. Gülümseyerek onu dinliyorum ben de diğerleri gibi. Sonra inip otobüsten, ışıklarla aydınlanan yolda yürüyorum, yağmur yağmış, yerler ıslak, yansımaları izleyerek düşünüyorum bir yandan, kafamda dönüyor amcanın söyledikleri. Demek Adem ve Havva bir gün kavga etmişler. Demek sonra düzelememiş kadın erkek ilişkileri.

Sonra kapıyı açıp atıyorum kendimi eve, sıyırıyorum dışarıdan. Nerede kalmıştık? Şeyden bahsediyordum ben, yazın üşümeyi unutuyorum, koltukta otururken üşüyüp, battaniyeyi bacaklarıma örtüp ısınmayı beklemenin nasıl bir şey olduğunu, kışın; yazı unutuyorum. Aşıkken hissizliği, bencilliği, tek kişilik yaşamayı zor hatırlıyorum, yalnızken de birine güçlü duygular beslemenin, birini hayatına dahil etmenin verdiği hisleri unutuyorum.

Ama hep söylerim, daha mutlu bir insan olmam için karın yağması gerekiyor. Mutluluk da değil de, tuhaf bir huzur bu. Ama kar tatillerini sevmem mesela, istediğini zorla elde etmişsin gibi gelir, gidiyorsun ve neyle karşılaşacağını biliyorsun, öyle olmamalı. Bir sabah uyanmışsın ve sen “acaba mı?” derken bembeyaz olmuş her yer, huzuru getiren heyecan bu. Gözünü tam açamamışken gülümseten sürpriz. Bu nasıl biliyor musun, en sevdiğin şarkı radyoda çaldığı zaman hep farklı bir mutluluk belirir içinde hani, bilirsin. Onun gibi biraz.

“Hadi” diyor içimde bir ses, uyuşukluğa çok alışan yanıma, “hadi, çok zaman kaybettik. Erteleme lüksün yok artık senin.”

Yemek masasının üzerinde kurumuş çiçekler, bir gece önceden kalmış, dibinde kırmızılık çökmüş şarap kadehi, orta sehpada saçılmış bozuk paralar, dışarıda sağanak, içinde tuhaf bir rahatlamışlık hissi. Neredesin? Bazı insanları geride bırakmışlığın tuhaf huzuru var üzerinde. Yani üzerimde. Nasıl anlatsam, şöyle deneyeyim; ben anıları biriktirmeye başladığımdan beri, bir şeyleri ayırt edip yazmaya başladığımdan beri aynı kişiyim. Aynı inat, aynı isyan, aynı şımarıklık, aynı hırs. Kurduğum hayaller bile çok değişmedi benim. Ben her pazar Edip Cansever’i, Edip Cansever gibi de kendimi selamlarım ve kendimi tekrar ederim durmadan. Böylelikle bilirim, hangi döngümü nasıl tamamlayacağımı, hangi duygudan nasıl sıyrılacağımı, sıyrılmamın gerekip gerekmediğini. Her sene en az bir kere ani bir karar veririm, benim de o kararı dışa vururken öğrendiğim, ailemin akşam evde yemek yerken ya da telefonda öğrendiği.

Benim bi son teknem yetersiz kaldı, çok su aldım. Aylarca battığım dipten yüzeye çıkmaya ve nefes almaya çalıştım. Çünkü ben düzenli olmayı, hazırlıklı olmayı çok seviyorum, sen bilirsin. Neyden sonra neyin geleceğini bilmeye alışkınım ben, hazırlıksızsam tedirgin olurum, bir sonraki hareketimi bilmeden kıpırdayamam. Günün hangi saati nerede olacağımı bilmek, sözleştiğim saate bir yere varınca, hele ki vardığım yerde ufak bi küçük açılmışsa, daha iyi bir insan oluyorum hayatım alıştığım patikada gittiğinde. Bu yüzden ani gidişlerden, ani ayrılışlardan haz etmem. Hayatıma kolay kolay birini alamamam da bu yüzden galiba, çıkmasına da alışkın değilim ki kimsenin. Rutinim bozulur, dengem şaşar, kahvemin tadı garipleşir, telaş dolar bazen odaya. Dedim ya hep aynıydım, bilirim hangi döngüden nasıl kurtaracağımı kendimi. Hangi hislere engel olup, hangilerinin beni aşacağını ve yardım istemem gereken zamanı, ne zaman yalnız kalmak, ne zaman kalabalığa karışmak istediğimi bilirim. Her gün aynı lokantada yemek yemeyi, benden başka müdavimlerle de selamlaşır duruma gelmeyi, işten eve dönerken aynı markete uğramayı ve kasada tanıdık yüzleri görmeyi, tavuk kuşbaşı olurken tezgahın arkasındaki amcayla konuşmayı severim. Huzurlu bir rutin o kadar da kötü bir şey değil bence. A tabi bazen her şeyi, herkesi, alıştığın yeri, hatta belki yaşadığın şehri bırakıp gitmen gereken zamanlar olur, o başka yazının konusu, bu durumlar sevdaya dahil değil.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s